Özrü kalmayan insan, karşılıksız verilen aklanma
Bugün okuyacağın bölüm: Romalılar 1-3. Kutsal Kitap'ı açmadan önce bu kısa yazı eşliğinde hazırlan.
Arka plan
Bugün Romalılar başlıyor. Pavlus'un yazdığı mektuplar arasında hem en uzunu hem de en yoğunu. Ama tuhaf bir yanı var: Pavlus Roma'daki kiliseyi ne kurmuştu ne de oraya gitmişti. Hiç yüz yüze görmediği insanlara neden böyle uzun bir mektup yazsın ki?
Bunun bir sebebi vardı. Pavlus Akdeniz'in doğusundaki hizmetini artık bitirdiğini düşünüyordu ve gözünü o günlerde dünyanın öbür ucu sayılan İspanya'ya dikmişti. Oraya ulaşabilmek için yol üzerinde kendisini destekleyecek sağlam bir yere ihtiyacı vardı, Roma'daki kardeşler de tam olarak bu işe yarayacaktı. Yani bu mektup bir nevi referans mektubu. Pavlus kendisini ve duyurduğu Müjde'yi baştan sona tanıtıyor.
Roma'daki kilisenin kendi içinde de çözülmesi gereken bir sorun vardı. Birkaç yıl önce İmparator Klavdius Yahudiler'i Roma'dan sürmüştü ve bu arada kilise Yahudi olmayanların ağırlıkta olduğu bir topluluğa dönüşmüştü. Sürgün kalkıp Yahudiler geri döndüklerinde kilise, bıraktıkları topluluktan çok farklıydı; "asıl Tanrı halkı kim" sorusu etrafında gerginlik çıkması kaçınılmazdı. Pavlus'un cevabı Müjde oldu. İki tarafı yan yana koyup ikisinin de Tanrı'nın önünde aynı şekilde günahlı olduğunu göstererek işe başlıyor.
Bu düşünce zinciri birinci bölümden üçüncü bölüme kadar tek bir yöne akıyor. Önce Yahudi olmayanları anlatıyor. Tanrı'yla ilgili bilinebilecek olan şeyler dünyada zaten göz önündeyken insanlar Yaratan'ın yerine yaratılanı seçtiler, bu yüzden hiçbir özürleri kalmadı (1:18-23). Birinci bölümün sonundaki liste okurken insanı epey rahatsız eder, çünkü bu çarpıklığın nerelere kadar yayıldığını tek tek yazar.
İkinci bölümde Pavlus sözü başkasına çeviriyor: önceki bölümü okurken başını sallayan kişiye, yani Yasa'ya sahip olan Yahudi'ye dönüyor. Söylediği tek şey var: Yasa'ya sahip olmakla onu yerine getirmek aynı şey değildir. Pavlus bedende yapılan sünnetten değil yürekle ilgili olan sünnetten söz ediyor ve bunun insanın kendini toparlayarak başaracağı bir iş olmadığını, "Ruh'un işi"(2:29) olduğunu söylüyor. Üçüncü bölümde ise iki tarafı aynı yere topluyor: "Doğru kimse yok, tek kişi bile yok."(3:10) Kendi kafasından konuşmuyor; doğrudan Mezmurlar'dan ayet getirip konuyu kapatıyor.
Peki Yasa bütün bunların neresindeydi? Pavlus'un cevabı şu: "Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır."(3:20) Yasa bizi iyileştiren bir ilaç değil, sadece hasta olduğumuzu gösteren bir teşhisti. Bu onun işe yaramadığı anlamına gelmiyor, çünkü teşhis konmadan ilaç aranmaz. Yasa'nın imanlının yaşamındaki başka işlerini Pavlus ilerleyen bölümlerde ele alıyor. Her hâlükârda buraya kadarı kötü haber. Sonra üçüncü bölüm 21. ayete gelince her şey değişiyor: "Ama şimdi Yasa'dan bağımsız olarak Tanrı'nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı."(3:21) Pavlus'un o ana kadar sadece çıkmaz sokaklar çizmesinin sebebi buydu.
Okurken şuna dikkat et
Okurken tek bir şeyi aklında tut: bu bölümlerde Tanrı kendini nasıl gösteriyor? Pavlus O'nu ilk tanıtırken kullandığı kelime "güç" oluyor: "Müjde iman eden herkesin … kurtuluşu için Tanrı gücüdür."(1:16) Müjde, Tanrı'nın gerçekten iş gördüğü yoldur.
"Tanrı … onları yüreklerinin tutkuları içinde ahlaksızlığa teslim etti."(1:24) Birinci bölümün ikinci yarısında bu ifade üç kez tekrarlanıyor. Tanrı kimseyi günaha itmiyor. Onları kendi hallerine bırakıyor; insanların kendi seçtikleri yoldan gitmesine göz yumuyor. Bu kadar çok istedikleri yöne gitmelerine ses çıkarmaması zaten yargının kendisi. Burada Tanrı'nın gazabının bir biçimini görüyorsun. Üstelik bu son da değil, çünkü Pavlus hemen ardından henüz gelmemiş olan "gazap günü"nden(2:5) söz ediyor.
Kimseyi kayırmayan biriyle de karşılaşacaksın: "Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz."(2:11) Kimin hangi taraftan olduğuna bakarak hüküm vermiyor. Kimseyi ayırt etmeyen bu adalet ilk başta kulağa biraz korkutucu geliyor, çünkü Yasa'ya sahip olanı da kayırmayacak demek. Ama tam da bunun sayesinde birazdan gelecek olan haber herkese açık oluyor.
Bugünkü bölümde Tanrı'yı en net gösteren yer üçüncü bölümün sonunda. İnsanların mahkemesi olsaydı ikisinden birinden vazgeçilirdi; katı davranacaksan kabul edemezsin, kabul edeceksen göz yumman gerekir. Oysa Tanrı ikisinden birini de bırakmadı. Tanrı Mesih'i günahları bağışlatan kurban olarak sunduğu için, hem kendisi adil kaldı hem de günahkârı akladı: "Bunu, adil kalmak ve İsa'ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı."(3:25)
Bir dakika duralım.Bugün sürekli karşına çıkan "Tanrı'nın insanı akladığı" ifadesi tuhaf gelebilir. Bu, insanın ahlaki bir erdemi değil, Tanrı'nın kendi doğruluğuna uygun olarak insanı doğru duruma getirmek için bizzat harekete geçtiği kurtarış eylemidir. Bu yüzden 1:17'deki bu aklanma müjdesiyle 1:18'deki Tanrı'nın gazabı birbirini tamamlayan iki gerçektir. Tanrı günahı görmezden gelen biri değil; hem adil kalan hem de günahkârı aklayan yolu bizzat açan biri. O yol, 3:21'den itibaren açıklanan Mesih'in çarmıhı.
Üzerine düşüneceğin sorular
Bölümü okurken şu soruların üzerine düşün.
-
Pavlus insanın Tanrı'yı bildiği halde O'na sırtını döndüğünü söylüyor (1:21). Senin de aslında bildiğin ama görmezden geldiğin bir şey var mı?
-
Pavlus, Tanrı'nın lütfuyla karşılıksız olarak aklandığımızı söylüyor (3:24). Tanrı'nın önünde durduğun yeri düşününce, neye dayanıyorsun? Yaptıklarına mı, yoksa sana verilene mi?
Okuma
Şimdi Romalılar 1-3 bölümlerini kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.
Felicity