← Okuma planı

11 / 46 · Matta 9, Luka 7 · 13 dk

Günahkârların Dostu, İmanı Gören

Bugün okuyacağın bölüm: Matta 9 ve Luka 7. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.

Arka plan

Matta 9, sekizinci bölümde başlayan 'Kral'ın yetkisi' anlatısının doruk noktasıdır. Fırtınayı dindiren, cinleri kovup çıkaran İsa şimdi hastalığın ötesine geçiyor — insanın esas sorununa parmak basıyor. Felçliye "Cesur ol, oğlum, günahların bağışlandı" (Matta 9:2) deyince din bilginleri içlerinden bunun küfür olduğunu düşündü. Ne var ki İsa o anda hastayı ayağa kaldırarak sözünün boş olmadığını kanıtladı. Bunu ancak günahları bağışlama yetkisine sahip olan biri yapabilirdi.

Ardından İsa, vergi görevlisi Matta'yı çağırdı ve onun evinde vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte sofraya oturdu. Ferisiler bunu eleştirince İsa şu yanıtı verdi: "Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var … Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim." (Matta 9:12-13) Aynı akış içinde oruç tartışması da geliyor. İsa kendisini güveye benzeterek şimdinin yas değil, şenlik vakti olduğunu söyledi (Matta 9:15). Eski kalıplara yeni çağ sığmaz — söylemek istediği buydu.

Bölümün ikinci yarısında imanın farklı görünümleri açılıyor. Havra yöneticisi ölmekte olan kızı için İsa'nın önünde yere kapandı; on iki yıl boyunca kanaması olan kadın ise İsa'nın giysisine dokunmanın yeteceğine inandı. İki kör "Ey Davut Oğlu, halimize acı!" (Matta 9:27) diye feryat ederek ardından geldi. Görünümleri birbirinden farklıydı, ama ortak yanları birdi — kendilerinde çare olmadığını bilip İsa'ya yöneldiler.

Luka 7, Luka 6'daki öğretişin hemen ardından, o öğretişin gerçekte insanlara nasıl dokunduğunu gösteriyor. Bir yüzbaşı — Yahudi olmayan biri — İsa'nın sözünün otoritesine güvenerek "Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir" (Luka 7:7) diye rica etti. İsa bunu görünce şaştı ve "Size şunu söyleyeyim, İsrail'de bile böyle iman görmedim" (Luka 7:9) dedi. Hemen ardından Nain kentinde tam farklı bir durum yaşandı. Oğlunu yitirmiş dul bir kadın İsa'dan hiçbir şey istemedi; ama İsa önce o kadına yaklaştı, "Ağlama" dedi ve ölmüş oğlunu diriltti (Luka 7:13-15). Bir yanda imanla istenen lütuf, öte yanda istemeden gelen merhamet — her iki yol da sonunda Tanrı'nın merhametinde buluşuyor.

Ardından hapsedilmiş olan Vaftizci Yahya, öğrencilerini göndererek sordu: "Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?" (Luka 7:19) Roma'yı yıkacak güçlü bir Mesih bekleyen Yahya'ya İsa, yaptıklarıyla yanıt verdi — körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, yoksullara Müjde duyuruluyor (Luka 7:22). Bölüm, günahkâr bir kadının hikâyesiyle kapanıyor. Ferisi Simun'un evine, kentte günahkâr olarak tanınan bir kadın girdi; kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirip gözyaşlarıyla İsa'nın ayaklarını ıslatarak yağı üzerine sürdü. Simun içinden beğenmedi; ama İsa kararlılıkla şunu söyledi: "Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever." (Luka 7:47)

Okurken şuna dikkat et

Bugünkü bölümün tamamında dikkat edeceğin şey şu: İsa kimlere yanıt veriyor? Bir vergi görevlisi, yabancı uluslardan bir yüzbaşı, kanaması olan bir kadın, ölen bir çocuğun annesi, günahkâr diye tanınan bir kadın — o dönemin toplumsal merkezinden en uzakta duran insanlar. İçlerinden hiçbiri hak ederek İsa'ya yaklaşmadı. Ellerindeki tek şey, kendilerinde çözümün olmadığını bilmekti.

İmanın ne kadar farklı biçimler alabileceğini de göreceksin. Yüzbaşı uzaktan bile İsa'nın sözünün yeteceğine inandı; kanaması olan kadın giysisine dokunmanın yeteceğine. Nain'deki dul kadın ise hiçbir şey istemedi — ama İsa önce o kadına yaklaştı. Lütuf eksiksiz bir imanın ödülü değildir; İsa'nın merhameti, bizim hazır oluşumuzdan çok daha büyük.

Bir dakika duralım.

Luka 7'nin sonundaki kadın hikâyesinde İsa şöyle diyor: "Oysa kendisine az bağışlanan, az sever." (Luka 7:47) Bu sözü tersine okumak kolay: Çok seversen çok bağışlanırsın, diye. Ama bölümün sırası tam tersi. Kadın zaten bağışlanmıştı; aldığı bağışlamanın büyüklüğünü kavradığı için gözyaşıyla yanıt verdi. Sevgi, bağışlanmanın koşulu değil; bağışlanmaya verilen yanıttır. Ferisi Simun ise kendi günahının az olduğunu sandığı için o kadar az şükretti. Bizim için de aynısı geçerli. Bağışlanmam gereken şeylerin ne kadar çok olduğunu ne kadar derinlemesine kavradıkça, bu sevgiye verdiğim yanıt da o kadar derinleşir. Kendini küçük günahkâr gibi göstermek, büyük sevgiyi kaçırmak demektir.

Aklında taşıyacağın sorular

Bölümü okurken şu soruları aklında taşı.

  1. Yüzbaşı gibi "Bir söz söylemesi yeter" diyerek inanabildin mi hiç? Yoksa hep daha fazla güvence ya da kanıt mı arıyorsun?

  2. Pek çok şeyin bağışlandığını hissettiğin bir an oldu mu? O farkındalık senin sevgini ve şükrünü ne kadar derinleştirdi?

Okuma

Şimdi Matta 9 ve Luka 7'yi kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.