Kendini Alçaltanı Aklayan, Feryat Edenin Gözünü Açan O
Bugün okuyacağın bölüm: Luka 18. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.
Arka plan
İsa Yeruşalim'e doğru yürümeye devam ediyor. Önce, hiç usanmadan her zaman dua etmek gerektiğini anlatan bir benzetme anlatır. Kendini hor gören bir dul kadın, Tanrı'dan korkmayan, insana saygı duymayan bir yargıca gidip ısrarla hakkını ister; yargıç sonunda sadece ondan kurtulmak için isteğini yerine getirir. İsa şöyle der: Tanrı'dan korkmayan böyle bir yargıç bile ısrarlı isteğe karşılık veriyorsa, gece gündüz kendisine yakaran seçilmişlerinin hakkını Tanrı almayacak mı? Sonunda şunu sorar: "İnsanoğlu geldiği zaman acaba yeryüzünde iman bulacak mı?" (Luka 18:8)
Hemen ardından başka bir benzetme gelir. Bir Ferisi ve bir vergi görevlisi, ikisi de dua etmek üzere tapınağa çıkar. Ferisi dimdik durup, "Öbür insanlara benzemediğim için, oruç tutup ondalık verdiğim için sana şükrederim" der. Vergi görevlisi ise uzakta durur, gözlerini göğe kaldırmaya bile cesaret edemez, göğsünü döverek sadece şunu söyler: "Tanrım, ben günahkâra merhamet et" (Luka 18:13). İsa şaşırtıcı bir sonuca varır: Aklanmış olarak evine dönen, Ferisi değil, o vergi görevlisiydi (Luka 18:14).
Ardından insanlar çocuklarını İsa'ya getirir, öğrenciler engel olmaya çalışınca İsa çocukları yanına çağırıp, "Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı'nın Egemenliği böylelerinindir" der (Luka 18:16). Kendi başına hiçbir şey getiremeyen biri olmak, Tanrı'nın Egemenliği'ne uygun tutumdur. Hemen sonra tam tersi bir kişi ortaya çıkar. Zengin bir ileri gelen, sonsuz yaşama nasıl kavuşacağını sorar. Buyrukların hepsini tuttuğunu güvenle söyleyen bu adama İsa son bir şey daha söyler: "Neyin varsa hepsini sat, parasını yoksullara dağıt... Sonra gel, beni izle" (Luka 18:22). Bunu duyan adam üzülerek uzaklaşır — o an, aslında neyi bırakamadığı ortaya çıkar. Öğrenciler şaşkınlıkla "Öyleyse kim kurtulabilir?" diye sorunca İsa yanıt verir: "İnsanlar için imkânsız olan, Tanrı için mümkündür" (Luka 18:27).
İsa on iki öğrencisini bir yana çekip üçüncü kez ölümünü ve dirilişini önceden bildirir. Bu kez öteki uluslara teslim edileceğini, alay edilip tükürüleceğini, kamçılanıp öldürüleceğini, ama üçüncü gün dirileceğini daha önce hiç olmadığı kadar açıkça söyler. Ama Luka açıkça yazar: "Öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar" (Luka 18:34).
Topluluk Eriha'ya yaklaşırken, yol kenarında oturup dilenen bir kör adam kalabalığın sesini duyup ne olduğunu sorar. İsa'nın geçtiğini öğrenince olanca gücüyle bağırır: "Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!" (Luka 18:38). Çevresindekiler susturmaya çalışsa da o daha da yüksek sesle bağırır. İsa onu çağırtır ve sorar: "Senin için ne yapmamı istiyorsun?" O da, "Ya Rab, gözlerim görsün" der. İsa, "Gözlerin görsün. İmanın seni kurtardı" der; adam o anda görmeye başlar ve Tanrı'yı yücelterek İsa'nın ardından gider (Luka 18:35-43).
Okurken şuna dikkat et
Ferisi ile vergi görevlisinin dua duruşuna dikkat et. Görünüşte Ferisi'nin hayatı çok daha düzgündür — gerçekten oruç tutmuş, ondalık vermiştir. Ama Tanrı önünde aklanan taraf, hiçbir iyi işini öne süremeyen vergi görevlisi olur. Tanrı önünde durabilmek, biriktirdiğimiz iyiliklerden değil, "bana merhamet et" diyen dürüst bir itiraftan gelir.
Bir dakika duralım. Çoğu insan şöyle düşünür: "İyi biri olursam, iyi işler yaparsam Tanrı'ya yaklaşırım." Ama bugünkü bölüm tam tersini gösteriyor. Oruç tutup ondalık veren Ferisi değil, göğsünü döverek "Ben günahkârım" diyen vergi görevlisi aklanmış oldu (Luka 18:14). Tanrı'yla ilişki, ne kadar iyi olduğunu kanıtlamakla değil, kendi gücünün yetmediğini kabul edip O'nun merhametini dilemekle başlar. Kutsal Kitap'ın "lütuf" dediği de budur — hak etmeyen birine karşılıksız verilen armağan.
Zengin ileri gelen ile kör dilenciyi yan yana koy. İkisi de İsa'dan bir şey istemeye gelir. Biri elindekini bırakamayıp üzülerek gider; öteki elinde hiçbir şeyi olmadığı için kaybedecek de hiçbir şeyi yoktu, tam bu yüzden sonuna kadar bağırmaktan çekinmedi. Elinde bir şey sımsıkı tutan ellerle İsa'nın ardından gidilemeyeceğini, bu iki yolun ayrımında göreceksin.
Öğrenciler ile kör adam arasındaki farka da dikkat et. İsa kendi ölümünü ve dirilişini hiç olmadığı kadar açıkça söylerken öğrenciler "hiçbir şey anlamıyor" (Luka 18:34). Oysa görmeyen bir dilenci İsa'nın kim olduğunu tam olarak tanır ve "Davut Oğlu" diyerek O'na tutunur (Luka 18:38-39). Gözü olup görmeyenler ile gözü olmadığı halde tanıyan biri — bu bölümün son anı, gerçek görmenin ne olduğunu soruyor.
Aklında taşıyacağın sorular
Bölümü okurken şu soruları aklında taşı.
-
Ferisi gibi, dini davranışlarını (dua, hizmet, adanmışlık) Tanrı'nın önünde öne sürmeye çalıştığın oldu mu? Vergi görevlisinin duası, "Tanrım, bana merhamet et," bugün sana nasıl geliyor?
-
Zengin ileri gelen gibi, İsa'yı izlemekten daha sıkı tuttuğun bir şey var mı? Kör dilenci gibi, vazgeçmeden sonuna kadar haykırman gereken bir şey varsa nedir?
Okuma
Şimdi Luka 18 bölümünü kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.
Felicity