Sofrada Alçakgönüllü Kılan, Önce Koşup Kucaklayan O
Bugün okuyacağın bölüm: Luka 14-15. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.
Arka plan
İsa Yeruşalim'e giden yolda, bu kez Ferisiler'in ileri gelenlerinden birinin evine yemeğe çağrılır. Sofrada vücudu su toplamış biri vardır ve herkes İsa'nın onu Şabat Günü iyileştirip iyileştirmeyeceğini izler (Luka 14:1-2). İsa önce "Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa'ya uygun mudur, değil midir?" diye sorar; kimse cevap vermeyince adamı iyileştirip gönderir (Luka 14:3-4). Sonra konukların baş köşeleri seçtiğini görünce en düşük yere oturmalarını söyler ve şöyle ekler: "Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir" (Luka 14:11). Ev sahibine de karşılık veremeyecek olan yoksulları, engellileri çağırmasını öğütler — bu, doğru kişilerin dirileceği gün Tanrı'nın karşılığını Kendisi'nin vereceği bir güvene dayanan çağrıdır (Luka 14:12-14).
Bunu duyan biri, "Tanrı'nın Egemenliği'nde yemek yiyecek olana ne mutlu!" diye haykırınca, İsa büyük şölen benzetmesiyle karşılık verir (Luka 14:15-24). Şölene çağrılanlar tarla aldım, öküz aldım, evlendim diyerek hepsi mazeret öne sürer. Öfkelenen ev sahibi, kentin sokak ve dar yollarındaki yoksulları, engellileri, körleri, kötürümleri getirmesi için kölesini gönderir; yine de yer kalırsa bu kez kent dışındaki yollara ve çit boylarına çıkıp insanları ısrarla getirmesini ister. İlk çağrılanların sonunda o şöleni tadamayacağını söyler (Luka 14:24). Hazırlanan yerleri dolduranlar, hak ettiğini düşünenler değil, kendini hiç hak etmez sayacak olanlardır.
Ardından İsa hiç beklenmedik, ağır bir söz söyler: "Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz" (Luka 14:26) — bu, ailesinden nefret etmesi gerektiği anlamına gelmez; İsa'ya duyulan sevgi karşısında her şeyin o kadar geride kalması gerektiğini vurgulayan bir söyleyiş biçimidir. Kule inşa etmeden önce gideri hesaplamak, savaşa çıkmadan önce askeri saymak gibi, öğrencilik yolunun da önceden bedeli hesaplanarak yürünmesi gerektiğini söyler (Luka 14:28-32). Tadı kaçmış tuz hiçbir işe yaramadığı gibi, bedel ödemeye hazır olmayan öğrencilik de tuzsuz tuz gibidir (Luka 14:34-35).
15. bölüme geçtiğinde hava tümüyle değişir. Vergi görevlileriyle günahkârlar İsa'yı dinlemek için yaklaşınca, Ferisiler ve din bilginleri "Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor" diye söylenir (Luka 15:1-2). İsa bu söylentiye üç benzetmeyle karşılık verir. Çoban doksan dokuz koyunu kırda bırakıp kaybolan bir koyunu arar, bulunca omuzlayıp döner, dostlarını komşularını çağırıp birlikte sevinir (Luka 15:4-6). Kadın on gümüş paradan birini kaybedince kandil yakıp evi süpürerek özenle arar, bulunca yine komşularını çağırıp sevinir (Luka 15:8-9). İki benzetme de aynı sözle biter: "Tanrı'nın melekleri de tövbe eden bir tek günahkâr için sevinç duyacaklar" (Luka 15:10).
Sonra İsa üçüncü ve en uzun benzetmeyi anlatır. Küçük oğul, mirasından payını şimdiden ister, alır ve uzak bir ülkeye gidip sefahat içinde hepsini tüketir. Tam o sırada o ülkede kıtlık başlar; adam domuz gütmeye kadar düşer ve domuzların yediği keçiboynuzuyla bile karnını doyurmak ister hale gelir (Luka 15:13-16). Ancak o zaman aklı başına gelir ve babasının evinde bir işçi olarak kabul edilmeyi dileyerek yola çıkmaya karar verir (Luka 15:17-19). Ama daha o uzaktayken babası onu görür, yüreği sızlar, koşup boynuna sarılır, onu öper (Luka 15:20). Oğul hazırladığı özür sözlerini bitirmeden, baba kölelerine en iyi kaftanı, yüzüğü, çarığı getirmelerini söyler ve besili danayı kestirip şölen başlatır (Luka 15:22-24). Tarlada çalışıp dönen büyük oğul bu şenlik sesini duyunca öfkelenir, içeri girmek istemez ve babasına şöyle çıkışır: "Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğlenmem için hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin" (Luka 15:29). Baba onu azarlamaz, şöyle yatıştırır: "Oğlum, sen her zaman yanımdasın, neyim varsa senindir" (Luka 15:31). "Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu" (Luka 15:32).
Okurken şuna dikkat et
Bugünkü bölümde gözünün en uzun takılı kalacağı yer, babanın oğluna doğru koştuğu sahnedir (Luka 15:20). Oğul daha "özür dilerim" demeyi bitirmeden, baba çoktan koşup sarılmış, öpmüştür bile. Tövbenin tamamlanmasını beklemeden değil, geri dönme niyetinin en küçük belirtisinde bile önce koşan bir Baba olduğuna dikkat et.
Bir dakika duralım. O dönemin toplumunda, yaşlı bir aile büyüğünün sokakta koşması, saygınlığından tamamen vazgeçmek demekti. Onur ve saygınlığa ne kadar çok değer veren bir kültürsen, bu sahne o kadar şaşırtıcı gelecektir. Baba, oğlunun ailenin üzerine bıraktığı utancı üstlenerek, kendi saygınlığından önce oğlunu geri kazanmanın sevincini koydu. Tanrı'nın sevgisi, biz tam olarak hazır olduktan sonra harekete geçen bir sevgi değil; sadece geri dönme isteği bile duyduğumuzda önce koşup gelen bir sevgidir (Luka 15:20).
Büyük oğulun tepkisine de bir an dur ve bak (Luka 15:29-30). Kuralları hiç çiğnememiş olmayı kendi hak edişinin dayanağı yapıyor. Ama baba, o oğlunu da aynı şekilde dışarı çıkıp yatıştırıyor (Luka 15:28). Hak ettiğini düşünen yürek ile karşılıksız verilen sevgiye sevinen yürek — bu ikisinin farkını bugünkü bölüm sürekli gösteriyor.
Aklında taşıyacağın sorular
Bölümü okurken şu soruları aklında taşı.
-
Baba gibi, henüz hazır olmayan birine doğru sen önce adım attığın oldu mu? Ya da biri sana böyle önce geldi mi?
-
Büyük oğul gibi, "ben bunca zamandır elimden geleni yaptım" diyerek birine gösterilen bir lütuftan rahatsız olduğun oldu mu?
Okuma
Şimdi Luka 14-15 bölümünü kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.
Felicity