Bizi tek bedende birleştiren, sevgiyle bina eden Tanrı
Bugün okuyacağın bölüm: 1. Korintliler 12-14. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.
Arka plan
Bir önceki bölümlerde (9-11) Pavlus özgürlüğü, putlara sunulan etleri ve Rab'bin Sofrası'nda yaşanan düzensizliği ele almıştı. Bugünkü bölümlerde de konu yine aynı: "bir araya geldiğinizde" ne oluyor. Korint kilisesinin toplantılarında bir sorun daha vardı. Ruh'un armağanları, özellikle de bilinmeyen dillerle konuşmak, övünme ve karışıklık kaynağı olmuştu.
Korint, sayısız tapınağın bir arada bulunduğu bir kentti. Böyle bir kentteki kilisede, bilinmeyen dillerle konuşmak gibi göze çarpan bir armağanı olan kişinin daha ruhsal sayıldığı bir hava vardı. Pavlus 12. bölümün hemen başında bu sıralamayı yıkıyor. "Kutsal Ruh'un aracılığı olmaksızın da kimse, 'İsa Rab'dir' diyemez" (1. Kor. 12:3). Yani İsa'ya Rab diyen kişi, zaten Kutsal Ruh'un yönlendirmesi altındadır. Sadece birkaç özel kişi değil, bu itirafta bulunan herkes Ruh'a aittir. Ardından gelen bütün armağan öğretisi bu bildirinin üzerine kuruluyor.
Sonra Pavlus armağanları "beden"e benzetiyor. Göz, el ve ayak birbirinden farklıdır ama tek bedendir; imanlılar da farklı armağanlar almışlardır ama Mesih'in tek bedenidir. Pavlus iki kesimi birden uyarıyor: "El olmadığım için bedene ait değilim" (1. Kor. 12:15) diyerek geri çekilen kişiyi ve "Sana ihtiyacım yok!" (1. Kor. 12:21) diyerek böyle bir üyeyi dışlayan kişiyi. Armağanları Ruh "herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır" (1. Kor. 12:11) ve amaç kendini göstermek değil, "herkesin ortak yararı" (1. Kor. 12:7).
13. bölüm çoğunlukla düğünlerde okunur, ama asıl yeri armağan tartışmasının tam ortasıdır. İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsa, dağları yerinden oynatacak imanı olsa bile sevgisi yoksa bir hiç olduğunu söylüyor Pavlus (1. Kor. 13:1-2). Sevgi, listeye eklenecek bir armağan değil; Tanrı'nın armağanları verme amacıdır. Bu yüzden Pavlus sevgiyi soyut bir duygu olarak değil, on beş somut fiille anlatıyor: sabreder, şefkatlidir, kıskanmaz… Sevgi bir tutum ve bir davranıştır.
14. bölümde Pavlus yeniden somut toplantı ortamına dönüyor. Bilinmeyen dille konuşmak Tanrı'ya yöneltilen bir dua dilidir, ama çeviri olmadan kimse anlamaz. Peygamberlik ise "insanların ruhça gelişmesi, cesaret ve teselli bulması için" (1. Kor. 14:3) insanlara seslenmektir. Bu yüzden Pavlus bilinmeyen dilleri yasaklamıyor; sadece toplulukta anlaşılır sözün önce geldiğini söylüyor. Bilinmeyen dille en fazla iki üç kişi konuşsun, o da ancak çeviri varsa. Peygamberlikte de iki üç kişi konuşsun, ötekiler söyleneni tartsın. Bütün bu düzenlemelerin temelini tek bir cümlede özetliyor: "Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı'dır" (1. Kor. 14:33).
Okurken şuna dikkat et
Önce, armağanları dağıtan Tanrı'nın elini fark et. "Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir" (1. Kor. 12:18). Hangi armağanı aldığın da, kilise içinde hangi yerde durduğun da rastlantı değil. Tanrı öyle dilediği için oradasın. Başkasının armağanını kıskanmak için de, kendi armağanınla övünmek için de bir sebep kalmıyor. İşte tam orada, armağanları veren Tanrı'nın isteğini ve elini göreceksin.
Sonra 13. bölümde, Tanrı'nın imanlıdan en çok ne istediğini gör. Güç değil, bilgi değil, dağları yerinden oynatan iman bile değil. "İşte kalıcı olan üç şey vardır: İman, umut, sevgi. Bunların en üstünü de sevgidir" (1. Kor. 13:13). Peygamberlik, bilinmeyen diller ve bilgi görevini tamamlayıp bir gün son bulacak. İsa geri döndüğünde ve O'nu "yüz yüze" (1. Kor. 13:12) gördüğümüzde, sınırlı olan şeylere gerek kalmayacak; ama sevgi kalacak. Çünkü sevgi, Tanrı'nın kendi özündeki niteliktir.
Son olarak 14. bölümde, Ruh'un nasıl bir yolla çalıştığını fark et. Kutsal Ruh insanı kendinden geçmiş, kontrolsüz bir karmaşaya sürüklemez. Herkesin anlayabileceği sözle, düzen içinde, birbirini bina edecek şekilde etkin olur. Pavlus'un çizdiği bir tablo var: iman etmeyen biri toplantıya giriyor, anladığı sözün önünde yüreği açığa çıkıyor ve yüzüstü yere kapanarak "Tanrı gerçekten aranızdadır!" (1. Kor. 14:25) diyor. Bu söz aslında çok eski bir peygamberliğin yankısıdır. Yeşaya, başka ulusların Tanrı'nın halkına gelip "Tanrı yalnız sizinledir, Başkası, başka Tanrı yok" (Yşa. 45:14) diyeceği günü görmüştü; Zekeriya da ulusların "Tanrı'nın sizinle olduğunu duyduk" (Zek. 8:23) diyerek geleceğini bildirmişti. Korint'teki küçük bir toplulukta o peygamberlik gerçekten olmaya başlıyor. Ruh'un yaptığı iş gürültüyle değil, böyle bir itirafla belli olur.
Bir dakika duralım.Pavlus bilinmeyen dillerle konuşmayı yasaklamıyor. Tersine, bunu herkesten çok kendisinin yaptığını söylüyor (1. Kor. 14:18). Bu, kişinin derin ruhsal deneyimini küçümseyen bir söz değil. Sadece, bir araya gelinen yerde birbirini bina eden, anlaşılır sözün önce geldiğini anlatıyor. Bu yüzden çevirisi olmayan dillerin önüne peygamberliği koyuyor ve nedenini tek cümlede söylüyor: "Her şey topluluğun gelişmesi için olsun" (1. Kor. 14:26).
Üzerine düşüneceğin sorular
Bölümü okurken şu soruların üzerine düşün.
-
Aldığın armağanı ya da üstlendiğin hizmeti başkalarınınkiyle kıyaslayıp küçümsediğin, ya da tam tersine öne çıkarmak istediğin anlar oldu mu? "Tanrı dilediği biçimde yerleştirdi" sözü o yüreğe nasıl geliyor?
-
Bugünlerde imanında gayretin olduğu ama sevginin eksik kaldığı bir yer var mı? Sabreden, şefkatli olan, kendi çıkarını aramayan sevgi; bunlardan birini bu hafta kime gösterebilirsin?
Okuma
Şimdi 1. Korintliler 12-14 bölümünü kendi Kutsal Kitabından yavaş yavaş oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.
Felicity